Elbirliğiyle sofra yalakası ve sadaka toplumu oluşturduk

İsmail Sagun profil fotoğrafı
2026-02-28 21:06:00 Yayınlanma

ELBİRLİĞİYLE SOFRA YALAKASI VE SADAKA TOPLUMU OLUŞTURDUK

Dün sosyal medya hesabımdan, “İster il protokolü olsun, ister siyasi partiler ya da dernekler olsun adları hiç fark etmiyor; iftar davetlerinde sofralar kuruluyor ve davetlilere bakınca her zamanki gibi hep aynı isimler yani tok toku doyuruyor. Aç olanlar kimsenin aklına gelmiyor. Sadece göstermelik laf ebeliği yapıyorlar o kadar” diye bir paylaşımda bulunmuştum.
Bu yapmış olduğum paylaşıma gelen tüm yorumlara saygı duyarak beğenide bulundum.
Ancak özelden gönderdikleri mesajlarla bu yazdığıma tepki gösterenlerde olmadı değil. Tepki gösterenlere de saygı duymakla beraber polemik yaşamamak için hiç birisine yanıt vermedim.

Aslında benim anlatmak istediğim: 

Ramazan’ın bereketi, paylaşmanın ve samimiyetin ayı olması gerekirken, ne yazık ki birçok yerde gösterişin, protokolün ve “aynı yüzlerin” vitrini haline geldi. İl protokolünden siyasi partilere, derneklerden iş insanlarına kadar herkes iftar sofraları kuruyor; masalar donatılıyor, davetiyeler basılıyor, fotoğraflar paylaşılıyor.
Lüks otellerde, pahalı menülerle, ışıklı dekorlarla kurulan masalar, sosyal medyada “paylaşım” diye servis ediliyor, fotoğraflar paylaşılıyor, beğeniler yağıyor.
Şatafatlı iftarlarla, pahalı menülerle, sosyal medyada paylaşılan karelerle “iyilik” tiyatrosu oynuyoruz.

Sofra yalakası bir zümre oluştu. 
Ama bir bakıyorsunuz, o uzun masalarda hep aynı isimler: toklar, makam sahipleri, “görünmek” isteyenler…
İftar davetinden iftar davetine dolaşıp karın doyurmayı, ağız tadıyla “bedava” iftar etmeyi meslek haline getiren bir alışkanlık yerleşti.
Ve daha acısı, bu zümreyi biz oluşturduk.
Davet listeleri hazırlayanlar, her seferinde aynı çevreyi çağıranlar, gösterişli organizasyonlarla alkış bekleyenler...
Davet listelerimizi daraltarak, hep aynı isimleri çağırarak, gösterişli menülerle yarışarak biz besledik bu döngüyü.

Ama biz ne yapıyoruz?
Tok olanlar bir kez daha doyuruluyor, karınları bir kez daha tıka basa dolduruluyor.

Aç olanın, gerçekten muhtaç olanın aklına bile gelmiyor.
Bu sofralar, Halil İbrahim bereketi değil; gösteriş yarışına dönüşmüş.
Zengin tok ve toku doyuruyor, fakir ise kapıda kalıyor.
Çünkü davetiye ona ulaşmıyor.
Ulaşsa da o gariban gelmez zaten; çünkü onurunu çiğnetmek istemez, gözüne sokulmuş bir sadakayı kabul etmek istemez.
Gerçek gariban o sofralara oturmaz.
Gerçek ihtiyaç sahibi, yardımın gözüne sokulmasını istemez.
O, sessizce bekler; gururunu çiğnetmeden, onurunu zedeletmeden geçinmeye çalışır.

Oysa Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Zenginlerin davet edilip fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir” uyarısı, bugün iftar sofralarına da aynen uyarlanabilir.

Eğer bu iftar davetlerini gerçekten hayır için, Allah rızası için veriyorsanız lütfen vazgeçin o lüksten.
O masalara harcanacak paralarla ne çok yara sarılır, ne çok umut yeşerir.
Bir çocuğun eğitimine katkı olun.
Okul masrafları, kırtasiye, kitap...
Bir çocuğun geleceğine yatırım yapın.
Bayram yaklaştığında, maddi imkânı kısıtlı ailelerin çocuklarına bayramlık alın.
O küçük yüreklerin sevincini görün; bir çift ayakkabı, bir elbise, bir gülümseme...
İşte asıl bayram o zaman gelir.

Eminim ki birçok kişi bunları zaten yapıyor. 
Ama yetmez.
Daha fazla yapın.
Daha samimi yapın.
Yardım derneklerine emanet etmek yerine, kendiniz gidin köylere, mahallelere.
Güvendiğiniz bir elin aracılığıyla ulaştırın o yardımları.
Çocuğun yüzündeki mutluluğu bizzat görün. O anki saflık, o minnettar bakış...
İşte gerçek sadaka budur.

Sadaka ise bambaşka bir şey. 
İslam’da sadaka, gizli olmalı ki riya bulaşmasın; gönülden verilmeli ki minnet doğmasın; ihtiyaç sahibine ulaşmalı ki gerçekten fayda sağlasın.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) buyurduğu gibi: “En faziletli sadaka, gizli verilen sadakadır.”
Ama biz ne yaptık?
Sadakayı vitrine koyduk, yardım derneklerinin fotoğraflarıyla sosyal medyada paylaştık, “şu kadar aileye yardım ettik” diye övündük.

Ey sofraları kuranlar!
Ey davet listelerini hazırlayanlar!
Ey sadaka dağıtan eller! 
Biraz durun.
Biraz düşünün.
O tok sofralar yerine, bir çocuğun gülüşüne mi yoksa bir “beğeni”ye mi daha çok değer veriyorsunuz?
Ramazan bitmeden, vicdanlarınızı bir daha yoklayın.
Çünkü asıl oruç, karnın değil; gösterişten, riyadan ve alışılmış döngülerden uzak durmaktır.
Allah kabul etsin.
Gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşsın dualarımız ve yardımlarımız.

Derdim sofra peşinde koşanlarla, sadakayı meslek edinmişlerle değil. 
Onlar da bir gün hesap verecek.
Benim derdim, o masum çocukların gözlerindeki ışık.
Eğitim alacak eller, bayramlık giyecek minikler, yarınlara umutla bakacak nesiller...

Derdim sofra yalakalarıyla, sadaka peşinde koşanlarla değil. 
Derdim çocukların yüzünün gülmesiyle, bir garibin duasını alabilmekle, Ramazan’ın özüne dönmekle. Çünkü bu ay, tokun tokla iftar ettiği değil; açın halini anlayıp el uzattığı aydır.
Geliniz, şu şatafatı bırakalım.
Gerçek Halil İbrahim sofrasını kuralım: fakirin, yetimin, öksüzün, garibin de oturabildiği, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, sadece Allah’ın rızasının arandığı sofralar…
O zaman bereket de gelir, dua da, huzur da.
Ramazan’ımız mübarek olsun; ama bu kez gerçekten mübarek olsun.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar
En az 10, en fazla 1000 karakter
En az 2, en fazla 50 karakter
T8FFG
Güvenlik kodunu büyük-küçük harf duyarlılığı olmadan yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yazarlarımız ve Son Makaleleri